Son günlerde nereye baksak bir telaş, hangi noter kapısından geçsek bir kuyruk… Konu belli: APP plakalar, sonradan takılan dijital ekranlar ve ses sistemleri. Yıllardır trafikte olan, muayeneden geçen, yetkili kurumların gözü önünde basılan veya satılan bu donanımlar, bir sabah ansızın “yasaklı” ilan edildi. Peki, bu noktada sormak gerek: Hata nerede? Suçlu gerçekten sadece vatandaş mı?
Denetimsizliğin Bedeli
Mesele sadece bir plaka değişikliği değil. Mesele, bir sektörün oluşmasına, serbestçe ticaret yapmasına göz yumulup, iş işten geçtikten sonra faturanın son kullanıcıya kesilmesidir. APP plaka dediğimiz şey, gökten zembille inmedi. Devletin yetkilendirdiği yerlerde basıldı, yıllarca trafikte binlerce araçta taşındı. Kimse “Bu standart dışı, takamazsın” demedi. Şimdi ise “Çabuk değiştir, yoksa ağır ceza kapıda” denilerek vatandaş adeta bir çıkmaza sürükleniyor.
Aynı durum araç içi multimedya sistemleri için de geçerli. Navigasyon kolaylığı için, geri görüş kamerasıyla park güvenliğini sağlamak için veya sadece müzik dinlemek için binlerce lira harcayan insanlar var. Bu cihazların ithalatına, satışına, montajına izin verilmiş; devasa bir sektör oluşmuş. Eğer bir standart varsa ve bu cihazlar o standarda uymuyorsa, neden en baştan gümrükte veya dükkan tezgahında engellenmedi?
Vatandaş ve Devlet Karşı Karşıya
Hukukta “belirlilik” ve “güvenlik” ilkeleri esastır. Vatandaş, piyasada serbestçe satılan ve denetimlerden geçen bir ürünü aracına takarken suç işlediğini düşünmez. Ancak bugün gelinen noktada, sanki tüm bu donanımlar gizli saklı yapılmış gibi bir hava estiriliyor.
Sokakta ki rahatsızlık ciddi boyutta. İnsanlar işini gücünü bırakmış, noter noter, plaka basım merkezi merkez koşturuyor. Ekonomik şartların zaten zorladığı bir dönemde, bir de “yasal boşlukların” bedelini maddi ve manevi olarak ödemek vatandaşı yıpratıyor.
Çözüm Yasaklamak Değil, Düzenlemektir
Elbette trafikte bir standart olmalı. Plakalar okunabilir, sistemler güvenli olmalı. Buna kimsenin itirazı yok. Ancak bu dönüşüm süreci “cezayla korkutarak” değil, vatandaşı mağdur etmeyecek makul bir geçiş süreciyle ve en önemlisi kaynağında denetimle çözülmeliydi.
Vatandaşı devletle karşı karşıya getiren, “Ben yaptım oldu” mantığıyla ilerleyen uygulamalar, güven zedeler. Yetkililerin, sokaktaki bu feryadı duyması ve “önce serbest bırakıp sonra ceza kesme” sarmalından bir an önce çıkması gerekiyor. Suçlu aranıyorsa, o plakanın basılmasına, o sistemin satılmasına yıllarca sessiz kalan mekanizmalara bakılmalıdır.