Şehirlerimizin kaldırımlarında ve dar sokaklarında son günlerde tuhaf bir manzara hakim. Bir yanda gerçek ihtiyaç sahipleri, diğer yanda ise bu araçları “pratik bir oyuncak”
Son günlerde nereye baksak bir telaş, hangi noter kapısından geçsek bir kuyruk… Konu belli: APP plakalar, sonradan takılan dijital ekranlar ve ses sistemleri. Yıllardır
Teknolojinin hızıyla ruhumuzun yavaşlığı arasındaki denge bozuldu. Artık birbirimizin gözünün içine bakmak yerine, ekranın ışığına bakarak “yakınlık” kurmaya çalışıyoruz Eskiden bayram sabahları kapı zilleri
Market kasalarında, eczane bankolarında veya kafe girişlerinde sıkça rastlarız o şeffaf kutulara. Kimi zaman bir çocuğun tedavisi, kimi zaman sahipsiz hayvanlar, kimi zaman da
Milli Eğitim Bakanlığı’nın özel öğretim kurumları için hazırladığı standartlar yönergesi nettir: Eğer binanız belirli bir yüksekliğin üzerindeyse ya da öğrenci sayınız belli bir sınırı
Son yıllarda devlet ile vatandaş arasındaki mesafeyi bir tık uzağa indiren en güçlü araç, hiç kuşkusuz CİMER (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) oldu. “Halkın sesini duyurma
Son yıllarda televizyon kanallarını ya da sosyal medya akışlarını şöyle bir kaydırdığımızda karşımıza çıkan manzara hep aynı: Bir yanda cübbesinin heybetiyle kürsü dövenler, diğer
Bu yazıda, belediye başkanlarının parti değiştirmesini sadece bir “siyasi tercih” olarak değil, bir “toplumsal sözleşme ihlali” ihtimali üzerinden değerlendirdim. Üslup olarak; sorgulayıcı, etik değerleri
Mahallenin köşesinde, sabahın seherinde kepengi ilk açan odur. “Selamünaleyküm” dediğinizde sadece ekmek vermez; halinizi hatırınızı sorar, anahtarınızı emanet alır, bazen de ay sonuna kadar
Eskiden bayram sofralarında ya da pazar kahvaltılarında siyaset konuşmak, bir nevi memleket meselesini omuzlamaktı. Sesler yükselir, eller kollar hareketlenir ama o masadan her zaman