18 Şubat 2026

Ekranda Takke, Cepte Reyting: Hangisi Sahici ?

Son yıllarda televizyon kanallarını ya da sosyal medya akışlarını şöyle bir kaydırdığımızda karşımıza çıkan manzara hep aynı: Bir yanda cübbesinin heybetiyle kürsü dövenler, diğer yanda takım elbisesiyle “modern” yorumlar saçanlar… Takkelisi, takkesizi, sakallısı, sinekkaydı tıraşlısı derken; sokaktaki vatandaşın zihni adeta bir pazar yerine döndü. Herkes farklı bir “doğru” satıyor, herkes “gerçek İslam bu değil” diye söze başlıyor. Peki, biz kime inanacağız?

Aslında sorun, dinin bir bilgi olmaktan çıkıp bir performans sanatına dönüşmesinde yatıyor.

Kıyafet Hakikatin İspatı mıdır?

Geleneksel kıyafetler giymek bir saygı ifadesi olabilir ama o kıyafetin içindeki kişinin söylediklerinin hatasız olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, modern görünümlü birinin her söylediği “çağdaş ve doğru” demek de değildir. Hakikat, ne sarığın kıvrımlarında gizlidir ne de kravatın düğümünde.

Eskiler, “Söze bakarım söz mü diye, söyleyene bakarım adam mı diye” derdi. Bugün ise sadece “görüntüye” bakıp karar veriyoruz. Oysa bir konuşmacının doğruluğunu anlamak için kıyafetine değil, üç ana süzgecine bakmalıyız:

 Üslup: Eğer bir hoca ya da yazar, ağzından bal damlatmak yerine nefret saçıyorsa, sürekli birilerini hedef gösterip ötekileştiriyorsa, orada durup düşünmek lazım. Güzellikten gelmeyen bir sözün, güzel bir dine hizmet etmesi mümkün müdür?

Çıkar: Konuşmanın sonunda ucu bir yerlerden paraya, bağışa, kitap satışına ya da siyasi bir ranta bağlanıyorsa; o “hakikat” artık bir ticari mal olmuştur.

Tutarlılık: Dün “ak” dediğine bugün “kara” diyen, rüzgara göre yön değiştiren bir “doğru”, zaten doğru değildir; sadece güncel bir stratejidir.

Bilgi Kirliliğinde Boğulmamak İçin

Herkesin konuştuğu bir yerde en büyük ibadet, araştırmak ve okumaktır. Kur’an-ı Kerim’in daha ilk emri “Oku!” iken, bizler neden sadece “Dinle!” kısmında takılıp kaldık? Kendi kaynağını okumayan, temel metinleri merak etmeyen bir toplum, ekranlardaki her “ünlü” ismin rüzgarıyla savrulmaya mahkumdur.

Netice itibarıyla;

Takke ya da cübbe birer semboldür; ancak ilim ve ahlakın garantisi değildir. Bizler kişileri tabulaştırmak yerine, söylenenleri akıl, vicdan ve temel kaynaklar süzgecinden geçirmeyi öğrenmeliyiz. Eğer bir konuşmacı sizi Allah’a, ahlaka ve insan sevgisine değil de; sadece kendisine ve kendi grubuna çağırıyorsa, o dükkandan alışveriş yaparken iki kez düşünün.

Çünkü unutmayın; hakikatin reklama, bağırmaya ya da gösterişli kostümlere ihtiyacı yoktur. O, sessizce vicdanınıza dokunur.