Ortadoğu’da savaşın en karanlık yüzlerinden biri daha ortaya çıktı. Lübnan’ın güneyinde gazetecilerin bulunduğu bir araç dört füze ile vuruldu. Araçtan çıkmayı başaran yaralı bir gazeteci insansız hava aracı tarafından ikinci kez hedef alındı. Ona yardım etmeye çalışan siviller öldürüldü. Olay yerine ulaşmaya çalışan ambulans bile vuruldu.
Bu artık bir savaş değil.
Bu, zincirleme bir vahşettir.
Gazeteciler savaş meydanlarında taraf değildir. Onlar tanıktır. Dünyanın gözü, kulağı ve hafızasıdır. Bir gazeteciyi hedef almak, gerçeği hedef almaktır. Gerçeği susturmak için füze kullanmak ise uluslararası hukukun, insanlığın ve vicdanın açık ihlalidir.
İsrail’in son yıllarda giderek artan bu saldırgan politikası artık sadece askeri hedeflerle açıklanabilecek bir noktada değil. Gazetecilerin, sağlık görevlilerinin, sivillerin ve yardım ekiplerinin hedef alınması sistematik bir stratejiye dönüşmüş durumda.
Peki dünya ne yapıyor?
Kınama mesajları…
Endişe açıklamaları…
Diplomatik ifadeler…
Sahada değişen bir şey yok. Bir devlet gazetecileri açıkça hedef alıyorsa, ambulansları vuruyorsa ve bunu defalarca yapıyorsa buna sadece “kınama” ile cevap vermek yeterli midir?
Türkiye’nin yıllardır Filistin ve bölgedeki siviller konusunda ortaya koyduğu insani duruş elbette önemlidir. Ancak gelinen noktada sadece diplomatik tepki göstermek yeterli olmayabilir. Çünkü bu tür saldırılar cezasız kaldıkça daha da pervasız hale geliyor.
Bir başka tehlikeli boyut daha var.
İsrail yönetiminin attığı bu adımlar, sadece bölgedeki gerilimi büyütmekle kalmıyor; dünya genelinde Yahudi toplumlarını da zor durumda bırakıyor. Tarih bize şunu çok acı şekilde öğretmiştir. Devlet politikalarının faturası çoğu zaman masum insanlara kesilir.
Bugün İsrail’in yürüttüğü bu saldırgan politika, dünyadaki milyonlarca Yahudi vatandaşın güvenliğini ve huzurunu da tehlikeye atabilecek bir atmosfer oluşturuyor.
Bu gerçeği en iyi bilmesi gerekenler de yine İsrail’in yöneticileridir.
Çünkü tarih nefretin nasıl büyüdüğünü, nasıl kontrolsüz bir felakete dönüşebildiğini defalarca gösterdi. İnsanlık, antisemitizmin ve soykırımın ne kadar korkunç sonuçlar doğurduğunu yaşayarak öğrendi.
Tam da bu nedenle bugün atılan her sorumsuz adım, sadece bölgeyi değil insanlığın ortak hafızasını da yaralıyor.
Savaşın bile bir hukuku vardır.
Gazetecileri, ambulansları ve sivilleri hedef almak hiçbir askeri gerekçeyle açıklanamaz. Aksine bu tür eylemler, uluslararası hukukta açıkça savaş suçu olarak tanımlanır.
İsrail yönetimi şunu bilmelidir: Gerçeği füzelerle susturamazsınız. Gazetecileri öldürerek görüntüleri ortadan kaldıramazsınız. Tam tersine bu görüntüler dünya kamuoyunun hafızasında daha güçlü bir şekilde yer eder.
Bugün öldürülen gazeteciler aslında tek bir şeyi yapıyordu: Gerçeği dünyaya göstermek.
Ve gerçek şudur:
Ortadoğu’da artık sadece topraklar değil, insanlık da bombalanıyor.