Ondokuz Mayıs Üniversitesi…
Samsun’un sadece bir eğitim kurumu değil, aynı zamanda yıllardır Karadeniz’in sağlık üssü, bölgenin umut kapısı, adeta bir “deva hanesi” olarak görülen en önemli markasıdır.
Ancak son dönemde üniversite hastanesine ilişkin yaşanan gelişmeler, kamuoyunda ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Rektör Prof. Dr. Fatma Aydın’ın göreve gelmesinin ardından Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Atakum’da faaliyet gösteren özel bir hastane arasında yapılan iş birlikleri, yönetimsel tercihler ve ortaya çıkan tablo, “kamu hastanesi mi, yoksa özel sektörle iç içe geçmiş bir yapı mı oluşuyor?” sorusunu gündeme taşıdı.
Özellikle söz konusu hastanenin yöneticisinin OMÜ Vakfı yönetiminde yer alması, geçmişte aynı hastane ile bağlantısı olduğu bilinen isimlerin kritik görevlerde bulunması, üniversite hastanesinin bağımsız yapısına yönelik tartışmaları artırdı.
Tüp Bebek Merkezi’nde yaşanan kriz ve ardından çözüm üretilememesi sonucu hasta kabulünün durdurulması, sağlık hizmetlerinde alarm zillerinin çaldığını gösterdi. Benzer bir tablonun Çocuk Acil Servisi için de konuşuluyor olması ise endişeyi daha da büyütüyor.
Vatandaşın en çok rahatsız olduğu konuların başında ise sağlık hizmetine erişimde yaşanan uygulama farklılıkları geliyor. Üniversite hastanesinde özellikle MR çekimleri konusunda ortaya çıkan tablo, kamuoyunda ciddi tartışmalara neden oluyor. Ücretli işlem tercih edildiğinde çekimlerin kısa sürede yapılabildiği, ancak normal randevu sistemi üzerinden hizmet almak isteyen vatandaşlara aylar sonrasına, kimi zaman ise net tarih dahi verilemediği ifade ediliyor. Bu durum, ekonomik zorluk yaşayan vatandaş açısından sağlık hizmetine erişimde eşitsizlik algısını güçlendirirken, kamu hastanelerinin temel hizmet anlayışıyla da örtüşmeyen bir görüntü oluşturuyor.
Bu tablo, ekonomik zorluk yaşayan vatandaş açısından fiilen iki ayrı sağlık hizmeti algısı oluşturuyor:
Parası olan hızlı hizmete ulaşabiliyor, diğer vatandaş ise aylarca sıra beklemek zorunda kalıyor.
Kamu hastanelerinin varlık sebebi ise tam olarak bu ayrımı ortadan kaldırmaktır.
Diğer bir konu ise sağlık hizmeti alırken karşılaştığı ödeme baskısı iddiaları. Geciken ödemelerde karşılaşılabileceği ifade edilen yaptırımlar ve “icra hatırlatmalı” tebligatlar, kamu hastanesi algısıyla örtüşmeyen bir görüntü ortaya çıkarıyor.
Bugün ekonomik dar boğazdan geçen vatandaşın, kamu hastanesinde çözüm bulmak yerine özel sağlık kuruluşlarına yönelmek zorunda kalması kabul edilebilir bir durum değildir.
Tam da bu süreçte Rektör Aydın’ın uluslararası platformlarda üniversiteyi tanıtma faaliyetleri elbette kıymetlidir. Ancak şehirde sağlık hizmetlerine ilişkin tartışmalar büyürken kamuoyunda şu düşünce hâkim oluyor:
Evdeki mesele çözülmeden vitrini parlatmak yeterli olmaz.
Çünkü üniversiteler önce bulundukları şehre güven vermek zorundadır.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Samsun’un ortak değeridir.
Hiçbir yönetim anlayışı, bu köklü kurumu tartışmaların odağı haline getirmemelidir.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sağlıkta dönüşüm vizyonu; vatandaşın kamu hizmetine hızlı, erişilebilir ve güvenilir şekilde ulaşmasını esas alır. Bugün ortaya çıkan tablo ise bu vizyonla örtüşmeyen bir görüntü vermeye başlamıştır.
Bu durumun, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve Samsun Milletvekili Mehmet Muş başta olmak üzere şehrin siyasi temsilcilerinin yürüttüğü çalışmalara gölge düşürmemesi gerekir.
Samsun’un deneyimli milletvekilleri Çiğdem Karaaslan, Yusuf Ziya Yılmaz, Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı’nın da böylesi bir yönetim anlayışından memnun olacağını düşünmek zor.
Eğer mesele gerçekten bütçe ve kaynak sorunuysa, Samsun’un güçlü siyasi temsiliyeti bu engeli aşabilecek kapasiteye fazlasıyla sahiptir.
OMÜ bir üniversiteden fazlasıdır.
Bir şehrin sağlık güvencesidir.
Vatandaş ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken kamu hastanelerinin zayıflaması değil, güçlenmesi gerekir.
Çünkü Ondokuz Mayıs Üniversitesi;
birilerinin yönetim alanı değil, Samsun’un emaneti olmalıdır.