22 Şubat 2026

Ramazan Sofraları Küçülürken…

Ramazan ayı, sadece oruç tutulan bir zaman dilimi değildir. Aynı zamanda paylaşmanın, kalabalık sofraların, dostlukların ve aile buluşmalarının ayıdır. Yıllardır bu şehirde Ramazan denildiğinde akla gelen manzaralar belliydi: Günler öncesinden rezervasyon yapılan restoranlar, iftar saatine doğru dolup taşan mekânlar, kapıda sıra bekleyen aileler…

Bugün ise tablo bambaşka.

Geçmiş Ramazanlarda yer bulunamayan, hatta iki üç gün öncesinden rezervasyonla çalışan restoranlar artık hafta sonlarında bile yüzde 50 doluluk oranını yakalayamıyor. Masalar boş, sandalyeler sessiz, işletmeler ise endişeli.

Çünkü mesele tercih değil…
Mesele ekonomik gerçeklik.

Vatandaş artık ailesini alıp dışarıda iftar açmanın hesabını yapmak zorunda kalıyor. Bir akşamlık iftar programı, birçok aile için aylık bütçeyi zorlayan bir harcamaya dönüşmüş durumda. İnsanlar istemediği için değil, imkân bulamadığı için evde kalıyor.

Elbette belediye lokantaları ya da kamuya ait sosyal tesislerde bu tablo aynı olmayabilir. Daha uygun fiyatlı hizmet sunan bu alanlarda yoğunluk yaşanması da doğal. Ancak tam da bu durum, ekonomik gerçeği daha net ortaya koyuyor.

Vatandaş ucuz olanı tercih etmiyor;
mecbur kaldığı için yöneliyor.

Bu tabloyu sadece restoran sektörünün sorunu olarak görmek büyük hata olur. Boş kalan her masa aslında ekonomideki daralmanın sessiz göstergesidir. Hizmet sektörü nefes alamıyorsa, zincirin diğer halkaları da zorlanıyor demektir.

Asıl mesele burada başlıyor.

Kamunun parasını yönetenler, kaynakları üretim ve istihdam odaklı alanlara yönlendirmedikçe; mevcut ekonomik yapı tüketimle ayakta tutulmaya çalışılıyor. Oysa üretmeden büyümek mümkün değil. Öz varlıklar tüketildikçe toplumun alım gücü azalıyor, umut yerini kaygıya bırakıyor.

Ve bu durum sadece emeklilerin meselesi de değil.

Yanlış anlaşılmasın…

Bugün yaşanan sıkıntı; çalışanı da, işvereni de, esnafı da, gençleri de doğrudan etkiliyor. Maaş alan da zorlanıyor, maaş ödeyen de. İşletmesini açık tutmaya çalışan esnaf kadar, evine ekmek götürmeye çalışan çalışan da aynı ekonomik baskıyı hissediyor.

Ramazan sofralarının küçülmesi aslında ekonomik göstergelerin en sade özetidir.

Çünkü insanlar önce dışarıdaki sofradan vazgeçer.
Sonra sosyal hayattan.
En sonunda ise gelecek planlarından…

İşte tam bu noktada siyaset kurumunun önünde ciddi bir sınav duruyor.

Vatandaş artık açıklama değil, refah görmek istiyor.
Vaat değil, sürdürülebilir üretim istiyor.
Geçici çözümler değil, kalıcı ekonomik güven arıyor.

Ramazan bereket ayıdır denir.

Ama bereketin hissedilmediği bir dönemde, boş kalan iftar masaları bize tek bir şeyi hatırlatıyor:

Ekonomi rakamlarla değil, insanların kurabildiği sofralarla anlaşılır.