10 Şubat 2026

Siyasetin Gölgesinde Kaybolan “Biz”: Aramıza Kim Bu Duvarları Ördü?

Eskiden bayram sofralarında ya da pazar kahvaltılarında siyaset konuşmak, bir nevi memleket meselesini omuzlamaktı. Sesler yükselir, eller kollar hareketlenir ama o masadan her zaman ortak bir huzurla kalkılırdı. Şimdilerde ise durum çok farklı. Artık siyaset konuşmak, bir fikir alışverişi değil; sanki mayınlı bir tarlada yürümek gibi. Farkında mısınız? Görünmez bir el, aramıza her geçen gün daha yüksek, daha aşılmaz beton duvarlar örüyor.

Siyasetin o keskin ve ayrıştırıcı dili, sadece televizyon ekranlarındaki gürültülü tartışma programlarında hapsolmuş değil. Bu dil, bir virüs gibi sokağa, mahalleye, hatta en köklü dostlukların mahremiyetine kadar sızdı. Yılların hukukunu paylaştığımız insanlarla, sırf “farklı bir kutbun” penceresinden baktıkları için selamı sabahı keser hale geldik. Oysa sormak lazım: Sahiden ne uğruna?

Asıl mesele şu ki; siyaset, doğası gereği bir yönetim tercihi ve çözüm arama sanatı olması gerekirken, bizim coğrafyamızda bir “kimlik savaşına” dönüştü. Artık karşımızdakini “farklı düşünen bir vatandaş” olarak değil, bir “hasım” olarak kodlamaya başladık. Kendi doğrularımızın yankılandığı o daracık odalara hapsoldukça, karşı tarafın sesini sadece bir gürültü olarak algılıyoruz. Bu durum, toplumsal empatiyi kökünden kuruturken; bizi biz yapan o kadim hoşgörüyü de beraberinde götürüyor.

Siyasetçilerin kullandığı sert üslup ve ötekileştirici söylem, tabanda karşılık buldukça toplumun sinir uçları hassaslaşıyor. Ancak unutulmamalıdır ki; sandıklar kapandığında ve seçim gürültüsü dindiğinde, biz yine aynı ekmeği bölüşecek, aynı toplu taşıma aracında yan yana duracak ve aynı kederde birleşeceğiz. Bir toplumu ayakta tutan şey, herkesin aynı marşı aynı tonda söylemesi değil; farklı seslerin oluşturduğu o muazzam çok sesli korodur.

Siyasetin bu hırçın rüzgârına kapılıp gönül köprülerini yıkmak en kolayı. Zor olan, tüm o kutuplaşma baskısına rağmen empati köprüsünü ayakta tutabilmektir. Belki de artık durup kendimize şu soruyu sormanın vakti gelmiştir: Siyaset mi bizim huzurumuz için var, yoksa biz mi siyasetin ayrıştırıcı çarkları arasında harcanan birer dişli haline geldik?

Unutmayın; siyaset gelir geçer, ama komşunun komşuya, arkadaşın arkadaşa duyduğu o samimi güven kalıcıdır. Bu güveni siyasetin gölgesinde kaybetmeyelim.